HOŞGELDİNİZ......                    Tarih :                   Saat:

Ana Sayfa

Site Haritası

 

..:: AKIL-BEYİN-KÜLTÜR ::..

Kızlarda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite

Çeviren: Jale Çam Çetintaş

KAYNAK: Aşırı hareketlilik Sendromuna (DEHS) ilişkin olarak farkedilmesi güç belirtileri anlatan aşağıdaki bölüm Dr. Kathleen G. Nadeau, Dr. Ellen B.Littman, Dr. Patricia O. Quinn tarafından yazılmış olan “Understanding Girls with AD/HD(DEHS’li Kızları Anlamak)” (Advantage Books, 1999) adlı kitaptan çevirilmiştir. Çeviri sırasında örnek olaylardaki isimler okuma kolaylığı sağlaması amacıyla Türkçeleştirilmiştir.

Kızlarda DEHS: Görünenin çok ötesinde

Daha önceki bölümlerde de anlatıldığı gibi, DEHS tanısı konulan çocukların büyük bir çoğunluğu erkek çocuklardır. Büyük ölçüde erkeklerden oluşan DEHS klinik nüfusuna dayanan veriler bilimsel araştırmaların çoğunda temel oluşturur. Medya tarafından sıklıkla cinsiyete değinilmeksizin bildirilen araştırma sonuçları, üstü kapalı olarak sonuçların eşit ölçüde hem kızlara, hem de erkeklere özgü olduğu mesajını verir. Ancak, gerçekten öyle midir? Kızlar ve erkeklerin geçirdikleri deneyimler arasındaki farkları aydınlatan bir cinsiyet araştırması, bizi bu varsayımın geçerliliğini sorgulamaya ve bunun etkilerini düşünmeye yönlendirmelidir.

DEHS hakkındaki bilgi bolluğuna rağmen, DEHS’li kızların deneyimleri konusunda sandığımızdan çok daha az bilgi sahibiyiz. DEHS ilk kez bir İngiliz dergisi olan “The Lancet”de, 1902 yılında tanımlanmıştı. Sendromun adı, aşırı hareketlilik içermeyen bir DEHS olasılığını ise ancak 1980 yılından sonra yansıtmaya başladı. O halde, 1980 yılından önceki dönemlerde önemsiz sayıda kız çocuğuna dikkat problemleri ile ilgili tanı konmuş olması pek de şaşırtıcı değildir.

1980’den bu yana, Tanı ve İstatistik Kılavuzu’nun (Diagnostic and Statical Manual) her baskısı DEHS’nin kavramsallaştırılması konusunda güncel ve geçerli düşünceyi (Amerikan Psikiyatri Birliği, 1968,1980,1987,1994) yansıtmak amacıyla düzeltilmiştir. Sendrom, daha tipik olarak DEHS’nin erkek temsilcilerine dikkat çeken bugünkü yaklaşımın güçlü bir yansıması olacak şekilde, kılavuzun 4. sayısında (DSM-IV (Amerikan Psikiyatri Birliği, 1994), Yıkıcı Davranış Bozuklukları başlığı altındaki grupta yer almıştır. DSM-IV, ifade edilen baskın özelliklere dayanan üç alt tip tanımlamaktadır. Farklı alt tipler, genel anlayış doğrultusunda bu başlıklar altında anlatılacaktır, bunları katı ve değişmez kategoriler olarak kavramsallaştırmadığımıza dikkatinizi çekeriz. Bir çok DEHS’li kız çocuk muhtemelen bazı tanımların bir bileşimi olacaktır. Buna ek olarak bu kitapta, DSM-IV içinde yer almayan, DEHS’li kızlara özgü bir dizi duygu ve kavrama biçimi de anlatılmaktadır.

Hiperaktivite ve dürtüselliğin öne çıktığı tip

Belirtileri DEHS’li erkek çocuklarınkine benzediğinden, aşırı hareketli kızlar en kolay farkedilenlerdir. Büyük olasılıkla, değerlendirme için kliniğe başvuran kızların çoğunluğunu bu grup oluşturur, oysa DEHS’li kızların yalnızca küçük bir bölümü bu gruba dahildir. Bu tipler gürültücü, fiziksel olarak aşırı hareketli, sırasını beklemeyen ve tehlikeye atılmaktan çekinmeyen zahmetli çocuklardır. Bu kızların çoğu karşı çıkan, saldırgan ve yaşıtlarının kişisel sınırlarına saygı göstermeyen tiplerdir. DEHS’li olmayan çocuklara nazaran, bu kızlara acil servis bölümlerinde dikiş atılırken veya sarsıntı tedavisi görürken daha sık rastlanır. Sınıfta bu tipler çileden çıkmış bir öğretmen tarafından yerlerinde oturmaları, önlerine dönmeleri konusunda uyarılan kızlar olabilirler. Davranışları “tipik” sessiz ve uysal kız tipinin tam karşıtı olduğundan, bu tür kız çocukları öğretmen ve anne babaların gözünden kesinlikle kaçmayacaktır.

DEHS’nin hiperaktif/dürtüsel alt tipinde yer alan bir çok kız üç veya dört yaşlarındayken anne babaları tarafından “farklı” veya “zor” olarak tarif edilirler. İlk dikkati çeken hiperaktif davranışları anne babalarda sıklıkla hayal kırıklığına yol açar. Küçük oğlan çocuklarından haşarı davranışlar beklenirken, benzeri davranışlar gösteren kız çocukları yüzünden anne babalar mahçup olurlar. İncelemeler göstermiştir ki, bu tip davranışlar gösteren kız çocukları çoğu zaman aynı davranışları gösteren erkek çocuklarına göre çok daha acımasızca eleştirilir (Barkley ve grubu, 1992). Bu kızlar futbol veya basketbol takımlarında taşkın oyuncular olarak sosyal başarıyı yakalayabilirler. Bu durum onları yıldız atlet olma peşinde koşmaya zorlayabileceği gibi, ağır öfke nöbetleri de bu güçlü semptomların bir parçası olabilir. Öfke nöbetleri, inatçılık ve bir biçimde duygusal yoğunluk özellikleri taşıyan bazı kızlar diğer bir alt gruba girerler ki, bu kızlar hem ilaç tedavisi, hem de diğer tedaviler açısından farklı yaklaşımlar gerektirebilirler.

Bu gruptakilerin öğrenme bozukluğu gösterme olasılıkları DEHS’li diğer alt gruplara giren kızlara oranla daha fazladır (Seidman ve grubu, 1997). Odaları ve ders masaları dağınık, el yazıları genellikle kötüdür. Yazı sayfa kenarlarına taşmış, kelimeler aralıksız peşpeşe gelmiş veya maddeler arasında satır atlama unutulmuş olabilir. Bazen yazı yazmak için gerekli olan ince hareket ayarı bu çocuklara rahatsızlık verebilir, harflerin boyutlarını ve kalemin kağıda basıncını kontrol etmekte zorlanabilirler. Bunlar, bir kaç satır yazdıktan sonra oluşan krampları geçirmek için ellerini sallayan çocuklardır. Aslında ev ödevleri zihinlerindeki bilgilerin kaydındaki karmaşayı yansıtır. Yanıtlar doğru olabilir, ama, ancak gözüpek bir öğretmen dikkatsiz bir kız ya da oğlan tarafından karalanmış gibi görünen bir kağıdı dikkatle inceleyip çözümleyebilir.

Karışık tip

DEHS’li bir çok kız cinsiyetlerinden beklenen role daha çok uyar ve erkeklere kıyasla daha az karşı gelir, daha az saldırgan ve isyankar davranır. DEHS’nin kızlarda daha sık rastlanan bu biçimi, huzursuz, kıpır kıpır ve açıkça aşırı hareketli olmaktan ziyade aşırı tepkisel görünen kızları kapsar. Bunlar okulda fazlasıyla konuşkan olan ve kıkırdayan kızlar olabilirler; karnelerinde “sessizce çalışmakta güçlük çekiyor” görüşü bulunabilir. Ya da bir öğretmenin “Ciddiyetle eğilir ve daha fazla gayret ederse, potansiyelini gösterebilir” önerisi yer alabilir. Kolayca heyecanlanabilir, diğerlerinin sözünü sık sık kesebilir, konudan konuya atlayabilir ya da aynı konu üstünde durmadan konuşabilirler. Öylesine coşkulu ve baskın tavırlıdırlar ki, bu yüzden yaşıtları tarafından karizmatik sosyal liderler olarak görülebilir ya da diğer bir olasılıkla zorba, inatçı ve şımarık olarak algılanırlar.

Sık sık değişen ruhsal durumları, sinirli tartışmaları veya gözyaşlarıyla duygusal açıdan aşırı tepkiseldirler. Bir kez sinirlendikleri zaman öfkeleri hızla artar ve “Bir daha seninle asla konuşmayacağım”, “sen şimdiye kadar gördüğüm en kötü insansın” gibi ültimatomlara başvururlar. Evde aşırı duyarlı, saati saatine uymayan, isteksiz ve terslikler karşısında dayanıklılık göstermekte zorlanan kişilerdir. Bazı kızlar uyanmakta ve evden çıkmakta güçlük çeker, sonuçta sık sık okula geç kalır. Hayatlarından memnun olmadıklarını ve bunun “sizin hatanız” olduğunu açıkça söyleyebilirler. Bir başka yaygın başa çıkma yöntemi dağınıklıklarını, unutkanlıklarını ve kafalarının karışıklığını saklamak için yaşıtları arasında “aptal” bir kişiliğe bürünmektir. Sosyal bir lider olacak ya da kabadayılık yapacak kadar kendine güveni olmayanlar, diğerlerine yabancı kalmaktansa en azından ilişkiler kurmayı başaracakları daha itaatkar bir role bürünürler.

Dikkat eksikliğinin öne çıktığı tip

DEHS’li kızların büyük bir çoğunluğu dikkat eksikliğinin öne çıktığı tip grubuna girer ve büyük olasılıkla rahatsızlıkları teşhis edilmez. Genelde bu kızlar yaramaz olmaktan ziyade uysaldır ve akademik hayatlarında oldukça pasiftirler. Aşırı hareketsiz veya uyuşuk olabilirler. Hatta en uçta olanlar, uyku hastalığına tutulmuş gibi görünebilirler. Kültürel ortalamaların dışında görünmedikleri için öğretmenin dikkatini nadiren çekeceklerdir.

Dikkat eksikliği olan bir kızın erken dönemlerde karnesinde “Çok tatlı bir kız. Sınıfta konuşmaya biraz daha gayret göstermeli” gibi yorumlar bulunabilir. Genellikle dikkati çekmekten kaçınan utangaç bir hayalperesttir. Sınıfta kendini ifade etmekten korkar, komik duruma düşeceğinden veya hata yapacağından endişe duyar. Sıklıkla kendisini sakar hisseder ve ürkekçe saçının bir ucunu parmağına dolayarak kıvırıp durur. Tercih ettiği yer sınıfın en arkasındaki sıralardır. Dalıp gitmiş, düşünceleri çok uzaklarda olsa bile öğretmeni dinliyormuş gibi görünebilir. Bu kızlar zorluklardan kaçınır, kolayca cesaretlerini kaybederler ve çabucak pes etmeye eğilimlidirler. Özgüven eksiklikleri başarısızlıklarına buldukları “Ben yapamam,” “Çok zor,” “Biliyordum ama şimdi hatırlayamıyorum” gibi mazeretlere yansır.

Dikkat eksikliği olan kızlar okulla ilgili konularda büyük olasılıkla düzensiz, unutkan ve çoğunlukla kaygılı olurlar. Sınıf içi çalışmaları zamanında bitiremedikleri için öğretmenleri bezdirebilirler. Yanlışlıkla gerçekte olduklarından daha az zeki oldukları sanılır. Bu kızlar bir pojede gönüllü olmaktan veya teneffüslerde arkadaş gruplarına katılmaktan kaçınırlar. Bir hata yaptıkları takdirde diğer çocukların onları aşağılayacağından endişe ederler. Zaten hata yapacaklarından da emindirler. Gerçekte, en büyük korkuları sınıf önünde konuşmaktır; öğretmenle göz temasından kaçınmak için öğretmenin onların varlığını bir an için unutacağı ümidiyle gözlerini kitaplarına dikerler.

Öğretmenle etkileşimleri kaygı yüklü olduğu için yanıtı bilseler bile kendilerini ifade etmekte güçlük çekerler. Bazen işitme güçlüğü çektikleri veya dil yeteneğiyle ilgili sorunları olduğu sonucuna varılır. Büyük olasılıkla, kaygıları konsantrasyonlarını bozarak geçici olarak konuşma dinleme yeteneklerini azaltır. Genellikle bu kızlar kendilerini rahat hissettikleri aile ortamlarında veya yakın arkadaşlarıyla böyle problemler yaşamazlar.

Dikkat dağınıklığı olan, üstün zekalı ve öğrenme güçlüğü çekmeyen kızlarda DEHS çok geç farkedilir veya hiç farkedilmeyebilir. Bu zeki kızlar bilişsel güçlüklerle başa çıkacak yetenek ve kaynaklara sahiptir, ancak bu karmaşık bir lütuftur. Psikolojik sıkıntıları öğrenme veya bilinç dışı özümseme yoluyla içselleştirilir. Bu şekilde sorunlar açıkça belli olmaz, ama yaptığı zarar azalmaz. Bu kızların bir bölümü üniversite yıllarına veya daha sonrasına kadar farkedilmeyecektir ve bir çoğuna hiçbir zaman tanı konmaz-, birlikte yaşamak zorunda kaldıkları kronik stres, başarmak için harcanan zahmetli, gizli gayretlerin neden olduğu zarar kaygı veya depresyona yol açabilir.

DEHS’li kızlara ilişkin sorunlar

Bu bölümün kalanında, gelişim devrelerine bakmaksızın DEHS’li kızlarda ortya çıkan sorunlar yer alacaktır.

Olgunlaşmadaki gecikmeler

DEHS’li kızlar gelişmelerinin her devresinde, toplumsal olarak kabul edilebilir bir hızla “yaşlarına uygun” geçişler yapmaya zorlanırlar. Her yeni gelişim devresiyle ustalaşılması gereken yeni beceriler ortaya çıkar. Ancak, DEHS’li kızlar bu becerileri kolaylıkla edinemez; doğrusu, gereken becerilerin bazıları, evde, okulda ve yaşıtlar arasındaki yan etkileriyle birlikte, işkence edercesine yavaş gelişir.

DEHS’li kızların beceri gelişiminde üstesinden gelmesi gereken bir çok gecikme vardır. Tüm bu gecikmeler bir araya geldiğinde DEHS’li kızların yaşlarına göre neden olgunlaşmamış kabul edildikleri anlaşılır. Bu gecikmeler genellikle kendilerinden yaşca daha küçük çocuklarla oynarken duydukları büyük rahatlık veya küçük kardeşlerinin oyuncaklarıyla oynamaktan duydukları memnuniyet ile kendini gösterir. Saate bakarak zamanı okumayı, sol sağ ayrımı yapmayı ve çantalarını yerleştirmeyi öğrenmeleri daha uzun zaman alabilir. Bu becerileri kazanmak için destekleyici anne babaların rehberliğinde alıştırmalar yapılırken, başlangıçta bir çok ıstıraplı deneme yanılma yaşanabilir. Kendilerine sık sık “Neden herkese kolay gelen şeyler bana bu kadar zor geliyor?” sorusunu sorarlar.

Anne ve babalar kızlarına herkesin kendine göre bir öğrenme hızı olduğunu hatırlatarak, yeni becerileri zamanla ve alıştırma yaparak kazanacakları konusunda güven vererek yüreklendirici ve destekleyici bir rol oynayabilirler. Genellikle, anne babalar kızlarına güven verebilecek duruma gelmek için, bir profesyonelden önce kendileri aynı güveni alma ihtiyacı duyarlar.

Olgunlaşmadaki gecikmeler tipik olarak ergenlik ve yetişkinliğin erken dönemlerine kadar devam eder. DEHS’li kızlar 16 yaşında araba kullanmaya hazır olmayabilirler; üniversiteye gitmek için 18 yaşında evden ayrılmaya hazır olmayabilirler; DEHS’li olmayan kızlar kadar erken dönemde bağımsız yaşamaya yumuşak bir geçiş yapmaya hazır olamayabilirler. Bu farkın bilincinde olan anne- babalar, kızları yaşıtlarına “ayak uydurmaya” çalışmaktan bezdiği zaman ona daha rahatlıkla güven verebilir ve bağımsız yaşamak için gereken becerileri geliştirirken uygun biçimde destek olabilirler.

Öğrenilenleri yeni durumlara uygulama

DEHS’li bir çok kız belli bir durumda öğrenmiş oldukları beceri veya startejileri benzer bir durumda uygulamakta güçlük çeker. Örneğin, Ayşen, ertesi gün okuldaki çalışmalarını yapabilmek için, okul döneminde yeterince uyumanın ne kadar önemli olduğunu zamanla öğrenmiştir. Ancak, Ayşen Cumartesi sabahı önemli bir maçı olduğunu bildiği halde Cuma gecesini arkadaşı Sema ile geçirdiği zaman bu deneyiminden yararlanamamaktadır. Cumartesi sabahı yorgun kızını almaya gelen Ayşen’in annesi, söylenmek yerine “Böyle olacağını düşünmeliydin” der. Ne kadar zeki olursa olsun Ayşen’in somut hatırlatıcılara ihtiyacı vardır. “Geceyi Sema’larda geçireceksen, her koşulda saat onbirde yatakta olacağına söz vermelisin” gibi.

Her yeni durum çözülmesi gereken yeni bir problem getirdiğinden, DEHS’li bir kızın kendisine önceden kestirilebilir bir dünya yaratması çok zordur. Kızın diğer durumlarda deneyimlerini genelleştirmesine yardımcı olmak amacıyla, dengeli bir yetişkinin birbiriyle ilgili deneyimler arasında köprü görevi görmesi gerekebilir. “En son geç yattığında ne kadar yorgun kalkmıştın hatırlıyor musun?” “Oyun sırasında dikkatli olmadığın için antrenörün sana nasıl kızmıştı, hatırlıyor musun?”

Özdenetim

Uygun davranışın yapı taşlarından biri olarak ihtiyaç duyulan en önemli bir diğer beceri özdenetimdir -kişinin belli bir durumda kendi tepkilerini gözlemleyerek, davranışını duruma göre değiştirmesi, düzeltmesi. Bu, DEHS’li kızların uyum içinde ustalaşmakta en çok güçlük çektikleri beceridir ve çok sayıda alıştırma yapmalarını gerektirir. Aynı zamanda, bu eksik olsa bile, bir çok insan tarafından var sayılan bir beceridir.

Örneğin, DEHSli bir kız başkaları söz konusu olduğunda kavrayışlı olabilir veya belli durumlarda kendini gözlemleyebilir, fakat başka durumlarda kendi davranışını denetleyemeyebilir. Yeni uyaranla bağıntı kurmak DEHS’li kız için öylesine eziyetli ve ezici olabilir, öyle çok enerjisini bu konuya yöneltmek zorunda kalabilir ki, bu durumda kendi kendini gözlemlemek ikinci dereceye itilebilir.

Anne babalar, öğretmenler ve profesyoneller “anında tekrar dinletme” yöntemiyle kızların daha bilinçli davranmasına yardım edebilir. Bu ilginç bir terapi tekniğidir; DEHSli kızlara diğerleriyle etkileşimleri sırasında kendi tepkilerini görme olanağı sağlayan bir video kamera kullanılır.

Eşzamanlı olayların idaresi

Bilişsel gelişmeyi kolaylaştıran yolda diğer bir DEHS sapağı ise aynı anda birden fazla şeyi idare etme güçlüğüdür. Tüm uyaranlar aynı ölçüde ilgi çekici ya da zorlayıcı olduğunda, DEHSli kızlar için öncelikleri belirlemek en zor işlerden biridir. O anda odaklandığı şey her ne olursa olsun (örn. Sınıfın camından görünen bir kedi), genellikle onunla rekabet eden uyaranı (örn; ev ödevini açıklayan öğretmen) dışlar. İnsanın çevresinde zengin bir uyaran kaleydoskopu fırıl fırıl dönmekteyken önceliği belirlemek çok zor bir iştir.

Dış uyaranları süzgeçten geçirip içlerinden en önemli olanı seçmek gerçekten de zordur. Bu zorlayıcı bir karardır, çünkü toplum tarafından en önemli varsayılan bir ilgi odağı nesnesi, DEHS’li bir kıza ille de ilginç gelmeyebilir. “Doğru” uyaran onun beynini yeterince uyarmayabilir, bu nedenle o uyarana dikkat etme isteği duymayacaktır. O halde bu bilişsel çaba, dikkat dağınıklığı veya kısa dikkat aralıklarını ilgilendiren bir konu değildir; bu dikkati düzenlemek ve doğası gereği çok ilgi çekici gelen bir başka uyaranı eleyerek, dikkati daha az ilginç olan uyarana yoğunlaştırma becerisini göstermekle ilgilidir.

Anne babalar ve diğerleri, aynı anda birden fazla şeyi dengede tutma konusunda güçlük çektiklerinin bilincine varmaları konusunda DEHS’li kızlara yardımcı olabilirler. Küçük bir çocuk oyuncakları-nı toplarken TV’nin kapatılması gerekebilir. Benzer şekilde, ergenliğe girmiş DEHS’li bir kızın aynı anda hem araba kullanıp, hem de konuşabilecek hale gelmeden önce sürücülük becerisini geliştirmek için, arabasında zihnini başka tarafa çekecek diğer arkadaşları olmadan daha uzun süre alıştırma yapması gerekebilir.

Değişikliklerin (geçişlerin) üstesinden gelmek

DEHS’li bütün çocuklar açısından bir durumdan diğerine geçişin ne kadar zor olduğu bilinmektedir. DEHS’li bir kız gün boyunca okul programına nihayet uyum sağladıktan sonra, karmakarışık servis otobüsü ortamı ile evde “boş” program-sız bir zaman akışıyla yüzyüze kalıverir. Okulda bütün gün kendini topladıktan sonra, evin güvenli kucağına ulaştığında fiziksel, zihinsel ve duygusal bir rahatlama vardır. Genellikle, “soğuması” için zaman verilmesi onun için en iyisi olacaktır. Bazı kızlar “açlıktan kıvranmakta-dır” (özellikle okul günü sonunda etkisini kaybeden uyarıcı ilaçlar alıyorsa bu geçerlidir). Evde yeni bir denge kurulmadan önce başka bir talepte bulunmaksızın, ona bir rahatlama süresi tanımak çok önemlidir.

Anne babalar eğer eve geldikten çok kısa bir süre sonra başlanmazsa ev ödevinin asla bitmeyeceğinden korkarlar. Bu riske rağmen, DEHS’li kızların rahatlama süresine ihtiyaçları vardır. Daha küçük yaştaki bir kız dışarıda oynama veya TV karşısında gevşeme ihtiyacı hisseddebilir. DEHS’li genç kızlar genellikle kronik uykusuzluk çektiklerinden, ev ödevine odaklanmadan önce kısa bir şekerleme yapma ihtiyacı bile duyabilirler.

Programın önemi

Bir çok DEHS’li çocuk okul dönüşü duygusal yük altında bir arkadaşıyla programsız ve zahmetli bir etkileşimle uğraşamayacak kadar fazlasıyla ezilmiştir. DEHS’li kızlara okul dönüşü bir rutin yaratmak çok yararlıdır. Örneğin, programsız gevşeme zamanı önceden belirlenmiş bir uzunlukta olabilir ve bu sınırlı devrenin ardından ödev yapma zamanının geleceğini biliyor olmalıdır. Benzer biçimde, yemek her zaman saat 7:00’de hazır olursa “daha çok erken,” “beş dakika daha,” veya “henüz acıkmadım” sözlerinin duyulma olasılığı azalacaktır.

Belirtildiği gibi önceden yapılanmış bir iç uyaran olmadıkça, DEHS’li kızların çok azı tembelliklerini yenecek ve yeni bir aktiviteye başlama gücü bulacaklardır. Gerçekten, özellikle süregiden bir şeyin aniden sonuna geldikleri takdirde, değişikliklere belirgin bir karşı koyma görülebilir.

“15 dakika içinde bilgisayarı kapatma ve duşa girme zamanı gelecek” gibi gürültüsüz, sakin ve arkadaşca ifadeler anne baba ve çocuk arasında tatsız bir güç yarışını önlemekte yararlı olabilir. Uyumlu bir anne baba tarafından önceden yapılan böyle uyarılar, çocuğun evde tuzağa düşürülmüş ve kontrolden çıkmış hissine kapılmasını da önleyebilir. Öğretmenler genellikle ışıkları söndürüp yakarak veya kısa bir melodi dinleterek rutin değişiklikleri duyururlar. Böyle iletişimler aslında DEHS’li bir kızın neler olacağını tam olarak bildiği ve şaşkınlığa düşmediği için gurur duymasına olanak sağlar. Benzer biçimde evde de, DEHS’li bir kıza ne beklemesi gerektiği, kabul edilebilir davranışların neler olduğu ve kabul edilemez davranışların sonuçlarının neler olacağı hakkında ne kadar çok bilgi verebilirseniz, kendi dünyası ona o ölçüde daha güvenli ve önceden kestirilebilir gelecektir.

Uyarıcı düzeylerini ayarlamanın önemi

DEHS’li bir kızda “doğru” uyarım düzeyini bulmak için verilen uğraş süreklidir. Bir yandan duyuları için yüksek uyarıma çok ihtiyaç duymaktadır. Yenilikle karşılaştığı zaman beyni en yüksek uyanıklık düzeyine ulaşır. Diğer bir deyişle, yeni bir şeyin sağladığı heyecan için nörolojik olarak kabının sınırlarını zorlamaya itilir. Beyni düşük-uyarım veya “can sıkıntısı” söz konusu olduğunda en ideal işlerlik düzeyine çıkamaz. Doğrusu düşük-uyarıcılı, sıradan bir durumda DEHS’li kız, eğer ortada başka bir uyarıcı yoksa, gürültü yapabilir, renk, heyecan, karmaşa veya çelişki yaratabilir.

Beynini ideal işlerlik konumuna getirmek için uyarım düzeyini dikkatle ayarlayamadığı için aşırı uyarılmaya kadar gitmeye eğilimlidir. Böyle olunca da, daha az uyarıcı bir ortamın rahatlığını aramadan önce, bu koşullar gözyaşlarına ya da bir felakete yol açabilir. Ansızın, eğlence aşırı eğlenceye dönüşür, kahkaha histeriye benzer bir hal alır, kendisini zihni karışmış hissedinceye kadar görüntü ve ses bombardımanına maruz kalır. Derken ümitsizliğe kapılır ve çaresizlik içinde kendisinden hiç bir şey talep edilmeyen, hiç bir etkileşim beklenmeyen ve dışarıdan gelen hiç bir uyarıcının olmadığı bir yere çekilmeye ihtiyaç duyar. Aslında, faaliyetini durdurup gücünü tekrar toplama fırsatını aramaktadır. Sarkaç aksi yönde sallanmaktadır. Karışıklık çıkardıktan sonra, birdenbire yalnız kalmak ister.

Gözlemci bir anne baba veya öğretmen çocuğun dayanılmaz bulduğu tetikleyicileri sezinleyip, “aşırı yüklenme” ölçüsüne varmadan önce bir yolunu bulup, onun bu durumdan kurtulmasına yardım ederek ortalığı yatıştırdığı takdirde, bazen felaket önlenebilir. DEHS’li kızlar ve hatta kadınlar kendi hallerine bırakıldıkları zaman, duygusal ve fiziksel olarak tükeninceye kadar yaklaşmakta olan “çarpışmayı” göremeyebilirler.

Çoğunluğun DEHS fenomeninden kuşku duymasına yol açan, bu tanımlama onun dünyasındaki tutarsız duyusal algılamayı gösterir. Nasıl olur da bir insan böylesine tutarlı bir biçimde tutarsız olabilir? DEHS’li kızlarda durum her zaman böyledir, bazen çok fazla karşılık verir bazen de yetersiz. Onun tepkilerini düzenlemek ve denetlemek için gösterdiği bu bitmez tükenmez çaba DEHS’nin en belirgin özelliğidir.

Aşırı duyarlı merkezi sinir sisteminin etkileri

Tüm kızlar bu kategoriye girmez, ancak aşırı duyarlı merkezi sinir sisteminin başarıyla idaresi DEHS’li bir çok kız için ilk sırada yer alan nörobiyolojik güçlüktür.

Dokunma duyusu hassasiyeti

Tayttan başka bir şey giymeyen bir kız tanıyor musunuz? Tişörtlerinin arkasındaki etiketleri söken birini? Size önemsiz görünen bir yaralanmadan sonra dramatik biçimde ağlayan birini? Ya da kucaklanmaktan kaçınan birini? Bütün bunlar bazen aşırı-duyarlı bir dokunma duyusunun göstergesi olabilir, buna dokunmaya aşırı tepki gösterme (tactile defensiveness) de denir. Yün veya başka bir kaba malzemeden yapılmış, beli sıkarak rahatsızlık veren giysiler, dokunmaya karşı hassasiyetlerinin tam olarak farkında olmasa bile DEHS’li kızların bir bölümü için oldukça can sıkıcıdır. Merkezi sinir sistemini uyaran bu tanımlanması zor, düşük seviyedeki uyaran ısrarlı ve tahriş edicidir. DEHS’li bazı kızlar kendilerine dokunulmasından hoşlanmazlar; kafeterya kuyruğunda sıkışıp, itişerek durmak onlar için neredeyse katlanılmazdır. Böyle kızlar grup aktiviteleri söz konusu olduğunda tereddüt eder ve teyze, hala tarafından öpülmek istendiğinde başlarını çevirirler. Bunun nedeni kabalık veya soğukluk değil, fakat bu tür duyusal aşırı uyaranlardan fiziksel olarak kaçınma ihtiyacıdır.

Anne babalar kızın rahat giyinme ihtiyacını ciddiye almalıdır. Rahatsızlık veren bir giysi etiketi veya blucin kemeri dikkatini dağıtmadığı takdirde, okulda dersleri üzerine yoğunlaşabilir. Kızınızın katlanma sınırlarına saygılı olun ve her gün eve geldiğinizde ısrarla onu kucaklamaya çalışmayın. İlk hareketin ondan gelmesine izin vermek yararlı olabilir, böylece fiziksel temas için daha hazırlıklı olacaktır. Sevgiyi göstermenin fiziksel olmayan bir çok yolları olduğunu kabul edin ve alternatif davranışlar üzerinde birlikte düşünün.

Rahatsız edici duyulanımlarla dikkati dağılan bir kız öte yandan zevkli olanlar üzerinde aşırı yoğunlaşabilir. Örneğin, diğer tüm zorunluluklara aldırmayarak, ılık su dolu bir küvette oturmaktan büyük zevk alıyor olabilir. Yarım saat sonra onu hala kuvetin içerisinde henüz yıkanmamış olarak, ayak parmaklarıyla yaptığı dalgacıkları seyrederken bulabilirsiniz. Önceden bir zaman sınırlaması getirerek ve “Çıkmak için on dakikan var, saçını yıkama zamanı” gibi bir uyarılarda bulunarak, yapması gereken işe dönmesine yardımcı olabilirsiniz. Genelde, duyarlı olduğu duyulanımları farketmesine yardımcı olmak, bunlarla başa çıkma yöntemleri geliştirmesinde yararlı olacaktır.

Fiziksel şikayetler

Bu kızlar çok fazla hassas oldukları ve duygusal durumları ile sürekli ilişkileri olmadığı için kaygı ve öfke gibi duygular başağrısı, karın ağrısı gibi iç organlarla ilgili, fiziksel şikayetler şeklinde yaşanabilir. Bu tür veya diğer fiziksel semptomları kardeşlerinden daha sık gösterebilir ve anne babayı endişelendirebilirler. Anne baba ve doktorlar bu rahatsızlığın fiziksel nedenini araştırdıkça, kızın diğerlerinden farklı ve anlaşılmaz biri olduğuna dair inancı pekişir. Bir yaralanma sonrasında çığlıklar, gözyaşları veya ardı arkası kesilmeyen şikayetler göz önüne alındığında, aynı yaralanmanın diğer çocukları muhtemelen daha az etkileyeceği doğrudur. Bu davranış aşırı dramatik görünse de duyularının keskin, rahatsızlığının ise gerçek olduğunu unutmamak önemlidir. Bu davranışı ne fazla yüreklendirmeli, ne de çocuğun başından geçeni önemsemez görünmelidir. En iyisi rahatsız olduğunu kabul etmek ve gerekirse tedavi etmektir.

Mesane kontrolüne ilişkin sorunlar

Sık sık idrara çıkma ve/veya yatak ıslatma (enuresis) bu yüksek duyarlılığın bir göstergesi olabilir (Biederman ve grubu, 1995a). Bir yandan, böyle bir kız mesanesine dolan yalnızca bir kaç damla idrardan ötürü basınç hissedebilir; ki idrara çıkıncaya kadar bu keskin his çocuğun dikkatini toplamasına engel olabilir. Öte yandan, bir çok kız da kendilerini rahatlatmak için son ana kadar bekleyecektir. Rol aldıkları başka bir faaliyet üzerine aşırı yoğunlaştıkları için durum “acil” hale gelinceye kadar mesanelerindeki basıncı görmezden gelirler. Tuvalet molaları için hatırlatmalar ve otomobile binmeden önce tuvalete gitmek bu krizlerden bazılarının önlenmesine yardımcı olabilir.

Yatak ıslatma ergenliğin erken dönemlerine kadar bir problem olmaya devam edebilir. Yaygın bir DEHS senaryosuna göre, böyle bir kız gördüğü rüyaya kendisini öylesine kaptırabilir ki, bu esnada mesaneden gelen sinyallerin farkına varmaz. Tıpkı en sevdiği TV programını seyrederken sizi duymazdan geldigi gibi daha az ilginç olan mesajı gözardı edebilir ve çok geç oluncaya kadar idrara çıkmayı erteliyebilir. Yatak ıslatmaya neden olabilecek herhangi bir fiziksel sorun olasılığını ortadan kaldırmak için dikkatli ve ayrıntılı bir muayene yaptırmak her zaman akıllıcadır. Ayrıca kızlarda yatak ıslatmanın idrar yolları enfeksiyonuna tekrar tekrar yakalanma riskini artırdığını bilmek de yararlı olacaktır.

Hepsinden önemlisi, çocuğu yatağını ıslattığı için cezalandırmamalı ve kötü bir çocuk olmadığı anlatılmalıdır. Zaten kırılgan bir özgüveni olan DEHS’li kız için yatak ıslatma görülen ve saklamaya çalıştığı başarısızlıklarına acımasız bir ilavedir. Anne babanın yatmadan önce mesanesini boşaltması için çocuğu uyandırması yararlı olabilir. Yatma zamanına bir-iki saat kala çocuğun fazla sıvı gıda alması önlenmelidir. Kızınıza bunu atlatacağı konusunda güven verin. “Görüyorsun artık Berna teyze yatağını ıslatmıyor, öyle değil mi?” gibi örneklerle çocukken yatak ıslatan aile bireyleri hakkında anlatılan öyküler de yardımcı olabilir.

Tatlar ve kokular

Bir çok DEHS’li evinde tat alma duyusu, yapı ve koku hassasiyeti sorun yaratır; neredeyse evrensel olarak, yiyecek konusu en sinir bozucu sorunlardan biridir. DEHS’li bir kızın yemeye gönüllü olduğu sınırlı sayıda yiyecek olabilir. Ve bu yiyecekler yalnızca tam olarak anne babanın yaptığı şekilde hazırlandığında kabul edilebilirler. Bu durumda, düzenlemeye ilişkin talepler de vardır; yiyecekler ne çok sıcak ne de çok soğuk olmalıdır, bunlar yapı itibarıyla ne çok pürüzlü ve ağır kokulu olmalı, ne de tabaktaki diğer bir yiyeceğe temas etmelidir.

Tadı ve kokusu hafif olan yiyecekler genellikle en çok kabul görenlerdir: bir çok DEHS’li kız peynir (bu da tek bir cinsle sınırlıdır) ve makarna, çorba (özellikle yerken başka bir ilgi kaynağı olabilen alfabe çorbası), tahıl gevrekleri, veya sandviç ekmeği gibi yiyecekleri yemeye isteklidir.

DEHS’li bir kız çocuğu olan ailelerde yemek yeme alışkanlıkları en büyük çatışma alanlarından biri olabilir. Yemek yeme doğal olarak dürtüsel bir faaliyettir ve DEHS ile birlikte olunca düzene sokulması daha da zorlaşır. Diğer bir çok gelişime ilişkin beceride olduğu gibi burada da, DEHS’li bir kız küçük çocuklara özgü davranışlar gösterebilir. Yemeğini çok hızlı yiyebilir ve bunun sonucunda çok fazla hava yuttuğu için gürültülü geğirmeler veya gaz ağrıları ortaya çıkabilir. İçecek önceden konulmuşsa, yemek henüz başlamadan içeceğini bir dikişte bitirebilir. Elleriyle yemekten hoşlanabilir ve tabağının yanındaki peçeteye pek ilgi göstermeyebilir. Yüzüne gözüne yiyecek bulaştırabilir veya süt bıyığı olabilir ve o bunların hiç farkına varmayabilir. Tabağındakini henüz bitirmeden ikinci yemeği isteyebilir.

Bu yelpazenin diğer ucunda ise son derece seçici ve titiz yiyiciler yer alır. Yiyeceklerin tatları, yapıları veya kokuları nedeniyle kolaylıkla baskı altında kalır. Kendini kaptırmış olduğu bir faaliyet nedeniyle yemek yemek ilgisini çekmeyebilir. Daha doğrusu bir faaliyetle çok meşgulken yemek yemeyi unutabilir. Derken, daha sıkıcı bir meşgaleye geçtiğinde -örneğin ev ödevi- birdenbire acıkmış olduğunu farkedecektir. Bu (çoğunlukla) bir manevra değildir. Çok yavaş yiyebilir ve yemekten çok yiyeceklerle oynamakla uğraşabilir. Masadan bir an önce kalkmak için doyduğunu söyleyebilir.

Çocuklar büyüdükleri zaman bu seçiciliklerini tamamen veya kısmen bırakır. Yemekle ilgili çatışmalar nadiren işe yarar. En iyisi anne babanın evde bulundurulan abur cubur türü yiyecekleri en aza indirmesi, daha fazla sağlıklı yiyecek çeşidini el altında bulundurması ve mantık çerçevesinde çocuğun kendi beslenme rejimini kendisinin seçmesine izin vermesidir.

Sese tepki

DEHS’li kızlar bazen “sağır” gibi görünebilirken, bazen de seslere fazlasıyla hassasiyet gösterebilirler. Bir anne “Bazen kızımın sağır olduğuna yemin edebilirim, çünkü bir şeyi beş kez söylediğimde bile dönüp bakmıyor” diyor. Bu olayın onun işitme duyusuyla ilgisi yoktur. Sadece başka bir konuya aşırı yoğunlaşmıştır. Özellikle talimat içeren bir mesaj söz konusu ise, anne veya babanın sesi henüz onun dikkatini çekmeyi başaramamıştır.

Öte yandan, aynı kızın belirgin biçimde tuhaf etki yaratan seslere karşı hassasiyeti olabilir. Örneğin, ani ve yüksek gürültüler onun için korkutucu ve huzur bozucu olabilir. Ayrıca, tekrar sakinleşmesi DEHS’li olmayan bir çocuğa göre daha uzun zaman alabilir. Bir çok kız reklamlar sırasında TV’nin sesinin yükselmesinden şikayetçi olur. Hoş olmayan, düşük seviyede rahatsız edici seslere ışıklandırmadan gelen cızırtılar, saatin tik takları ve radyodaki parazit dahildir. Başucunda bir dijital saat olursa daha rahat edebilir. Kalabalık, gürültülü olaylar, örneğin bayramlarda atılan havai fişekler ona rahatsız edici gelebilir. Aynı anda birden fazla ses de onu çileden çıkma noktasına getirecek kadar sinir bozucu olabilir. Çığlıklar, gıcırdayan salıncaklar ve teneffüste tahtaya çarpan topların sesi onu sinirlendirebilir; gücünü toplayabilmek için arbededen uzaklaşıp, nispeten daha sessiz bir ortama çekilmek isteyebilir.

Buna karşın, aynı çocuk evde avazı çıktığı kadar şarkı söyleyerek dansedebilir veya sevdiği TV programının sesini sağır edici şekilde açabilir. Ancak, yan odadan onun hakkında fısıltıyla söylediğiniz sözcükleri bile işitebileceğini göz ardı etmeyin. Diğer duyular gibi, her kızın en fazla uyarıldığı, kendisine özgü bir ses düzeyi vardır; sessizlik fazla sakin, kaos ise fazla gürültülüdür. Gürültü düzeyi düşüncelerini de içermektedir ve rahatlatıcı bir dengenin yakalanması bazen çok güçtür.

Bu duyarlılıkla ilgisiz olmakla birlikte DEHS’li kızlarda tekrarlanan kulak enfeksiyonlarına yakalanma olasılığı, DEHS’li olmayan yaşıtlarına oranla beş kat daha fazladır (Adesman ve grubu, 1990).

Beden hareketleri

DEHS’li kızların bazıları mükemmel atletlerdir, öte yandan bazı DEHS’li kızlar koordinasyon güçlükleri çekerler, bu da onları sakarlaştırır ya da daha çok tökezler, düşer veya mobilyalara çarparlar. Bu tür kızların sporda kendilerini rahat hissetme olasılığı azdır ve “spastik” denilerek alay konusu olabilirler.

Koordinasyonu iyi olmayan DEHS’li kızlar vücudun dikey eksenini karşılaştırmayan sporlarda-bunlar sağ ele veya ayağa karşılık vücudun sol yanını kullanmayı veya tam tersini gerektirmeyen sporlardır- iyi olmaya eğilimlidir. Aynı şekilde takım oyunu içermeyen sporlarda daha başarılı olmaları muhtemeldir. Bu sporlar daha ziyade ip atlama, bişiklete binme, yüzme, jimnastik, dövüş sanatları, yürüyüş ve koşma gibi faaliyetleri içerir. Bu tür faaliyetlerden birine katılmak becerileri geliştirebilir, kendini daha iyi ve sağlıklı hissetmesini sağlayabilir. Aynı zamanda, benzer yapıdaki kızlarla ilişki kurmanın da iyi bir yoludur. Kızınızın alıştırma yaparak becerilerini geliştirme girişimlerini “Yemekten sonra bisiklete binelim” gibi önerilerle destekleyebilirsiniz.

Vücutları, kolları ve bacakları rastlantısal hareket ettiği için DEHS’li bir çok kız “çarpmadan kaynaklanan yaralanmalar” yaşar. Duvara çarpmaktan ötürü parmaklarda sıyrıklar, masanın bacağından kurtulamayan dizler ve bazen kafada bir şişlik anlamına gelebilen ani sıçramalar. Sıklıkla kendilerini mobilyalar ve duvarlar tarafından yanıltılmış ve mahçup hissetmenin yanı sıra, kendi algılarına güvenemeyeceklerine dair o bildik duyguya kapılırlar. Jimnastik veya modern dans dersleri yoluyla boşlukta ve diğer şeylerle ilişkili olarak bedeninin farkında olmasına yardımcı olabilirsiniz. Bir çok çocuğun kafası başka bir şeyle meşgulken kazalar yapabileceğini söyleyerek ona güven verin.

Takıntılı davranışlar

DEHS’li bir kızın iç dünyasında sık sık yaylım ateşi gibi gelip, fırıl fırıl dönen düşünceler, içeriden sızan duyguların yanı sıra dışarıdan hiç süzülmeden, aralıksız akan uyaranların da katlımıyla oluşan kaotik bir düzensizlik hüküm sürer. Düşüncelerin hızı yavaşlatılamaz ve onlar böyle yıldırım gibi geçerken belli bir ilgiye yönelik düşünceyi durdurmak zor olur. Çocuğun sinirlerini fazlasıyla bozan bu düzensizlik duygusu genellikle, başkalarını da çileden